Yapılan birçok araştırma sonucunda bilim adamları, Güneş Sistemi üzerine elde ettikleri bulgulardan, sistemin uzaydaki bir toz ve gaz bulutunun yoğunlaşmasıyla oluştuğuna dair veriler elde etmişlerdir. Bu toz ve gaz yığını, büyük bir yıldızın patlamasıyla oluşan süpernova kalıntılarından oluşmaktadır. Süpernovalardan saçılan yoğun toz ve gaz tanecikleri ışığı bile zor geçiren bir yapıda uzayda serbest halde gezinmektedir. Uzaydaki bu toz ve gaz yığınlarının sıkışarak yıldızları ve yıldız sistemlerini oluşturduğunu biliyoruz.
Bu nedenle yıldızımızı (yani Güneş’i) meydana getiren bu yığının da bir sıkışmaya, dolayısıyla da bir patlama ya da uzayda ağır ağır hareket eden gaz ve toz taneciklerini rahatsız edecek bir şeye ihtiyaç duyduğu kesin. Kesin olarak bilinmeyen şey ise, Güneş Sistemi oluşurken yakınlardaki bir süpernovanın buluta şok dalgaları mı gönderdiği yoksa başka bir yıldızın yakından geçmesi ile mi tetiklendiği. Geçmişe dönerek kendi yıldızımızı gözlemleyemediğimiz için bunu bilemiyoruz.
Yıldız Fabrikaları ve Güneş Sistemi
Bu bir araya gelmiş toz ve gaz bulutlarına nebula (bulutsu, yıldız bulutsusu) diyoruz. Süpernovadan sonra en etkileyici ve en muhteşem gök cismi… bir yıldız fabrikası…
Yıldızımızdan önce var olan bulutsuyu her ne tetiklemiş olursa olsun, bu etki bulutsuyu döndürmeye ve sıkışmaya sürüklemiştir.
Gaz molekülleri ve toz parçacıkları birbirine çarparak sürtünmeye ve sıcaklığın artmasına sebep oldu. Sıkışmanın etkisiyle merkezde artan kütle miktarı, iç kısma daha çok maddeyi çekerek kütleçekimsel kuvvetin ve sıcaklığın daha da artmasına neden oldu. Böylece çöken bulutsu, tıpkı kollarını kendine doğru çekerken daha hızlı dönen bir dansçı gibi dönmeye başladı.
Sıcaklık ve basıncın nükleer füzyon (birleşme) sürecinin başlaması için yeterli şartları oluşturması ile hidrojen molekülleri helyumu oluşturmak üzere birbirlerine çarpmaya başladı. Bu süreç, ortama devasa miktarda ısı ve ışık formunda enerji yaydı. Yani bir yıldızın doğumu… Bu enerji yıldızların gücünün ve parlaklığının kaynağıdır.
Çarpışan ve sıkışan hidrojen moleküllerinin füzyon için yeterli sıcaklığa ulaşması ile birlikte Hidrojen molekülleri birleşerek Helyum tanecikleri oluşturmaya başladı. Oluşan Helyum atomları ile birlikte devasa miktarda enerji de açığa çıkıyordu. Böylece yeni doğan yıldızımız ısınmaya devam etti.
Yeni oluşan yıldızların ilk zamanlarında kutup bölgelerinden fışkıran gazlar görülmektedir. Bu durum yıldız biçimlenirken oluşan devasa ısı enerjisinin yayılmasına yardımcı olur.
Küresel şeklini alan yıldızımızda oluşan ağır Helyum tanecikleri yıldızın merkezine doğru hareket etmektedir. Güneşimiz bu Helyum taneciklerini birleştirerek yeni elementlerin oluşması için yeterli sıcaklığa sahip değil. Ancak güneş merkezinde Hidrojen ve Helyum dışında az miktarda da olsa neon, karbon, kalsiyum, magnezyum, silikon, demir ve oksijen bulunduğunu biliyoruz. Bu ağır elementler, başından beridir bahsettiğimiz toz ve gaz bulutu yani nebula içerisinde bulunan ve devasa yıldızlardan arta kalan gaz ve tozlardan yadigâr.
Yıldız Artığı Gezegenler
Yeni doğmuş bu dansçı yıldızımızın (güneşimizin) çevresinde bulunan ve kütle çekimine direnerek yıldızın merkezine doğru hareket etmeyen diğer gaz ve toz kütleleri; yıldızın etrafında bir disk halinde dönerek hareket etmeye başladılar. Bu kütlelerin bazıları bir yörünge halinde hareket ederken birbirleriyle çarpışıyor; bazıları ise yıldıza doğru düşerken karşısına çıkan diğer kütlelerle çarpışıyordu. Güneşin etrafındaki bu gaz ve toz yığınlarının dönüş ve kütle çekimi kaynaklı çarpışmaları milyonlarca yıl boyunca devam etti. Çarpışmalar sonrası bir araya gelen devasa katı ya da gaz küreleri gezegenleri, uyduları ve sistemdeki diğer gök cisimlerini oluşturdu. Güneş Sistemi üyesi Venüs, Dünyamız ve Mars gibi katı gezegenlerin yanında, Jüpiter ve Satürn gibi gaz devi gezegenler de işte bu dönme, kütle çekimi ve çarpışmalar sonrası ortaya çıkan gezegenler. İşte güneş sistemi gezegenleri, uyduları, asteroidleri, kuyruklu yıldızları ve daha nice gök cismiyle bu şekilde sistematik hale geldi.

Güneşimizin bir bulutsudan bugünkü halini almasına kadar geçen süreyi, bilim adamları yaklaşık 4.6 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Bu hesaplamada yıldızların spin denilen dönme momentumu, gezegenimizde bulunan radyoaktif maddelerin kurşun elementine dönüşüm süreleri (oldukça karmaşık bir hesaplama yöntemi ile – ki bu hesaplama dünyanın yaşını da tam olarak vermektedir) dikkate alınmıştır.
Güneşin dörtte üçünün Hidrojen ve dörtte birinin Helyum olduğunu göz önüne alacak olursak, oldukça genç ve daha milyarlarca yıl boyunca parıldamaya devam edeceğini öngörebiliriz.
Yıldız Doğumuna Şahit Olmak
Üyesi olduğumuz Samanyolu Galaksisinin pek çok yerinde yıldız doğumları gözlemlenebilmektedir. En ünlü yıldız doğumhanesi olarak Orion bulutsusu örnek gösterilebilir. Orion takımyıldızının (Avcı takımyıldızı) kılıç bölgesinde yer alan Orion bulutsusu bizden yaklaşık 1400 ışık yılı kadar uzaktadır.
Bulutsunun kalbinde genç ve sıcak bir yıldız topluluğu yatar. Buradaki en parlak dört yıldıza “Trapezium” (Yamuk Küme) ismi verilmiştir. Bu yeni doğmuş yıldızlar etraflarındaki bulutların ısısını artırarak onların parlamalarına sebep olur. Böyle parlayan bir buluta, ısı ve ışık yaydığından salma bulutsusu denir.
Bunun dışında Eta Carinae’yi çevreleyen bulutsu ile komşu cüce galaksi Büyük Macellan içerisinde yer alan “Tarantula Bulutsusu” gezegenimizden gözlemlenebilen diğer doğum bulutlarına örnektir.
Güneş Sistemi ve komşu yıldız sistemleri üzerine başka yazılarla devam edeceğiz. Bununla birlikte yıldız ölümleri de bir başka yazımızın konusu olacak. Umarım keyif verici bir yazı olmuştur.
